|
Bor Şehri
Tesmiye
kıldı erenler Bor iken Nur adını,
Etti çok zira Huda uşşakını ubbadını.
Ekseri
halkın mesakin dahi mazlum ise de,
Gönderir Rezzak-ı Alem cümlesinin zatını.
Alimi çok,
talibi çok, ez-kadim hem salihi,
Zakiri çok eylemez terk ruz ü şeb evradını.
Görmedim
hiç böyle bir kavm ki zekatların verir.
Hakk Tealâ eylemiş çok anların hasadını.
Çoğu çulha,
rençberi çok, ağniyası borçlu hem,
Kesmesin Mevlâ o kavmin avnini imdadını.
Bid’ ati
az, ziyneti az, saire nisbet ile,
Nasihin pendin tutarlar mürşidin irşadını.
Affı galib,
kezmi galib, kin adavet tutmayıp,
Biribirinin kim temenni eylemez berbadını.
Çün peder
merhum ederdi anı tercih Mer’aş’e,
Görüben kurasını huffazını zühhadını.
Kadiri
saliklerinden oluben uyandılar,
Hep severler kendini Geylanı’ nı Bağdad’ ını.
Köyleri çok
imiş evvel cümlesi olmuş harap,
Eyleyip viran, haramiler kamu bünyadını.
Sahibi
yoktur Huda’ dan gayri işbu beldenin,
Kahr ü ilhak eylesin Mevlâ anın hüssadını.
İçlerine
bir garip gelse unutur beldesin,
Gezdirir seyrettirirler bahçe-i abadını.
Eyledi
medhini Türkmanice Kuddusi anın,
Medh eder her kim de görse bağ u ma’ i badını.
Ahmet Kuddusi
Bor’
da Akşam
Dokumuşlar
sermişler hayat denen masalı,
Ova, uçsuz, bucaksız, renk renk, eşsiz bir halı.
Artık her
şey, içinden erimiştir baharda,
Bir beyaz yeşilliğe benzer karlar dağlarda.
Itır, yakut
ve şarap yüklenmiş son gücüyle,
Yeni çökmüş bir deve her dağ çift hörgücüyle.
Yer alıyor
ovayı çevreleyen kervanda,
Bir tasvire benziyor tabiat bu destanda.
İzleri var
her yanda kan ile gözyaşının,
Akşamını içerler ruhlar Kayabaşı’ nın
Erirken
şeker gibi içinde eski gamlar,
Aslan ini kesilir, o yerden bitme damlar.
Çitler,
çalılar bile renkten bir hevenk olur,
Küçük kızların kirli yüzleri renk renk olur.
Yama yama
şalvarlar birer nakış görünür,
Kurumuş derelerde bile akış görünür.
İneklerin
gözleri şuurlaşır gibidir,
Biraz kambur her omuz, sebu taşır gibidir.
Her sıtmalı
yüzde bir aşık hali görünür,
Her sakat, bir gazinin edasına bürünür.
Ova birden
yassılır, dağlar birden dikleşir.
Gök iner kapak gibi, tabiat imbikleşir.
Ve bir elma
kokusu gelir ruha Niğde’ den,
Burada akşam denen sırra bir kere eren.
Toprakta
şafak sayar yurdun seraplarını,
Ufka verir her akşam bağlar şaraplarını.
Ne varsa
boş, yazları güneş burada gündüzün,
Asmalardan birikmiş grup süzerler güzün.
Behçet Kemal Çağlar
Bor’ da
Bir Sabah
Yürürüm,
duvarlar boyu yürürüm,
Tozlu dallar sarkarlar kerpiç duvardan,
Sarı
buzağılar, atlar görürüm,
Yaşlı koçlar ayrı yürür davardan.
Bir ağaç
köprüden kotar geçerim,
Yürürüm dilimde türkü, yollardan.
Sorarım
kuyuya, nettin gelini?
Deveyi yuttun da yedin malını,
Yiğidi
çökerttin kırdın dalını,
Gelini ağıdı düşmez dillerden.
Gönlüme
yayılır köpük kokusu,
Çağlaya çağlaya dağılırken su,
Yeşil yeşil
kokar köpük yiyen su,
Bir mavilik akar gelir göllerden.
Pembe
nanelerde ak kelebekler,
Islak kanatlarla uçar sinekler,
Oyun oynar
suda büyülü renkler,
Böğürtlenler suyu öper dallardan.
Su içinde
yeşil sazlar gerinir,
Gün ışığı halka halka görünür,
Oyuklarda
beyaz köpük arınır,
Kayalar renk giyer altın ellerden.
Yeşil su,
altın su, güzel çağlayan,
Gönlümdür sularla, düşen, oynayan,
Vuruldum
sabahtan, sevdim sabahtan,
Güzelin adını sor güzellerden.
Yarime
benzeyen kızlar yollarda,
Benim kuşlarımdır öten dallarda,
Annemin
sesini duydum dillerde,
Bir kucak mutluluk derdim güllerden.
Ceyhun Atuf KANSU
Bor’ da
Bir Öğle
Yıkansam
yıkansam, çağlayan ırmakta,
Kurulasa beni havlum gibi sıcak,
Cevizler altında uyusam toprakta,
Cevizler kadar bol rüya; kucak kucak.
Beyaz
sisler içinde nefes alır dağlar,
Sükuneti yaprak yaprak seyrederim,
Kavaklarım susar, gizlenir rüzgar,
Kendine kapanmış öğleyi severim.
Arasıra
dallar arasından rüzgar
Serpilir, dökülür, ıslatır havayı,
Kafesinden kaçmış gibi bir an uçar
Ve bir çocuk gibi dolaşır ovayı.
Mavi bozkır
göğü altında uykulu
O sakin öğleler, başlar gölgelerde,
Yorgun ve yüklü bir eşek geçer yolu
Hayat şarkı söyler çağlayan derede.
Ana-kız
geçer, ellerinde sepet,
Ne kadar güzel kız sıcağı unutmuş,
Serinlik armağan etti demet demet
En güzel kaynağın ellerinden tutmuş.
Kayısı
dalına sarılmış asmalar,
Yeşil korukları ısırmak isterim,
Oh, yeşil koruklar, siz taze yosmalar
Dudaklarını koklarım, öperim.
Sulara
eğilmiş ceviz dalı olsam,
Bu ırmak bu ırmak doldursa içimi,
Rüzgarlarla beraber ırmakta dağılsam
Bir çocuklar bilse niçin gittiğimi.
Islak
kayaları öpebilsem derim,
Bir ses ninni söyler gelir yaz uykusu,
Suları, o eşsiz suları özlerim,
Pencerem altında akarken güzel su.
Bor’ da Bir Akşam
Altın bir
elma düşer mavi dalından göğün,
O renk renk gölgeleri dökülür gün sonunun,
Bir nur havuzu dolar pembeliğiyle günün,
Eteklerini tutar dağlar altın buğunun.
Salkım
söğütlerden nur dökülür yaprak,
Ilık rüzgar dökerek geçer bütün dalları,
Bir akşam yemişidir elimde ılık toprak
Ve bir masal kokusu aşıp gelir yolları.
Ellerim
güneşe o kadar yakın tutarım,
O elmayı ısırmak isterim ben bu akşam,
Eşsiz pembeliklerde yıkanırım yatarım,
Derim; hayata veda, sonsuzluğuma selam.
Bir Bor
elması gibi ey batan güneş seni
Isırmak istiyorum seni büyülü yemiş,
Hatırla masallarda bahtiyar geçen günü
O günler, o günler bu özlemle zenginleşmiş.
Elim
değiyor Hasan Dağı’ na, serinliğe
Yüksekliğe uçuyor kar; öbek öbek,
Pembe pembe halılar serilmiş “yürü” diye
Bu çocuk ufukları özledi yürüyecek.
Duru bir
pembeliğin örtüsündedir dağlar,
Dağların arasından uzatıp ellerimi,
Erişmek istiyorum gök bitimine kadar
Okşayabilmek için bütün sevdiklerimi.
Uyu,
çocuğum uyu, koy başını dağlara
Tanrı’ nın işlediği o yorganı; ufuğu
Serdi bu eşsiz akşam ilk yatağımı, Bor’ a
Bahçelerde annem ninni söylüyor uyu.
Her an
değişen bir gül gibi açtı çocuğum,
Dağları okşamak; o dağları kafesinde,
Ufkunda öz elmayı koklamak istiyorum
İşte güneş orada, akşamın bahçesinde.
Ceyhun Atuf KANSU
Kayabaşı’ nda
Size
arkadaş olur, ince kıvrak bir dere,
Ruhunuz duman duman karışır mavilere.
Çalılar hoş
geldiniz derken mis kokusuyla,
Cevap verir kayalar bir çağlayan sesiyle.
Bu hırçın
kayaları oymuş da insan eli,
Şekillenmiş ortada iki devin heykeli.
Çözülmeyen
tılsımın doldurduğu günahkar,
Meclisin yarım kalan bestesini mırıldar.
Ufukları
kaplıyor yeşilin her türlüsü,
Selviler el bağlamış, tabiat yeşil sultan.
Renk renk
çiçeklerler dolu etekleri ve göğsü,
Sanki bir beyaz koku yayılır Toroslar’ dan
Öte yandan
Okçu’ nun gölgeli yamaçları,
Koynunda kucaklaşmış nefti, lacivert. Sarı.
Kekikler
burcu burcu, pınarlar ıldır ıldır,
Bozkır dudaklarını kaynağında ıslatır.
Okçu’ nun
gerisinde gizlenir Hasan Dağı,
Yüzü ak, alnı açık evliyalar yatağı.
Uzakta
Pınarbaşı sisli, kırık bir ayna,
Kapatmış mavi göğü saz kokulu koynuna.
Sarı yollar
yeşille sarılarak daralmış,
Yerin alnına konan incecik şerit kalmış.
İçli
aşıklar gibi gelmiş de rüzgar dile,
Sevdasını fısıldar yavuklusu yeşile.
Renklerin
cümbüşüne katılmak için kuşlar,
Her zerrenin üstünde ötmeğe koyulmuşlar.
Toprak
içinde eller, bir parça topraklaşır,
Kazmalar tane tane üstüne filiz taşır.
Güneş ufka
gömülür, onlarsa düşer yola,
Taze bir saadetle yeniden dolar yayla.
Çehreler
pırıl pırıl, kalpler huzur içinde,
Yüzüyor Kayabaşı bir yeşil nur içinde.
Bir an
tabiat susar, sesler alçalır söner,
Yayılır bulutların esmer gölgesi yer yer.
Kavisleşir,
ürperir, buğulaşır da toprak,
Sonra görürsün artık yerleri, gök olarak.
Açılırken
bir rüya alemi perde perde,
Varlık hayale döner gülün solduğu yerde.
Siner
etrafa ipek nefesleriyle akşam,
Her gönülden buseler ve her kadehten selam.
Talat GÜN
Özledim
Bor’ um
Burcu burcu
kokan iğde dalları,
Yeşil nakış vurmuş bostan tolları,
Aşşık oynadığın tozlu yolları,
Kaç yıldır göremedim, özledim Bor’ um.
Torbadan
süzülen pekmez toprağın,
Emsali bulunmaz yeni yaprağın,
Sokuya dil veren bulgur tokmağın,
Gurbette bağrımı dövüyor Bor’ um.
Sade
Kayabaşı’ n dillere destan,
Eski parkın şimdi olmuş gülistan,
Okçu suyu içer, dirilir hastan,
Kaç yıl var içmedim, özledim Bor’ um.
Yoğurdunda
vardır bir başka maya,
Koyuver gevreği, boz sulu suya,
Kavurma yemedik ah doya doya,
Tuzlu söğürmeyi özledim Bor’ um.
Ilgır ılgır
akan Tombulbaşı’nı,
Şıra kaynattığım Kala dışını,
Av etiyle pişen arabaşını,
Sızgıt dürümünü özledim Bor’um.
Güvercinler
tünüyor mu sulakta?
Cığızların eski sarı konakta,
Yine çimen var mı bizim yunakta?
Kaç yıldır çimmedim, özledim Bor’ um.
Bağlar
bozulup çırpıldı mı döşekler?
Tandıra gömüldü mü kelle keşkekler?
Zerzemiye asıldı mı hevenkler?
Çözmedik kaç yıldır, özledim Bor’um.
Yüklendi mi
bağdan eşek ve denkler?
Sacda kızardı mı şepe ekmekler?
Dizildi mi sırçalara turşu kelekler?
Çok yıldır yemedim, özledim Bor’um.
Kerdiler
sulanıp suya kandı mı?
Hazal dişirilip tandır yandı mı?
Cevizler çırpılıp köfter bandı mı?
Bandırma banmadık, özledim Bor’um.
Geçse de
pazarı, kaldı Bor adı,
Ne kadar kınasa kaymakam, kadı,
Köfter yalamanın başkadır tadı,
Kaç yıldır yalamadık, özledim Bor’um.
Büzeyden
pekmezin, etli tiridin,
Kaç yıldır yolunu gözler Ferit’ in,
Varamadım sana yolda çürüdüm,
Özledim, özledim, özledim Bor’ um.
Ferit ÜNAL
Nerede
Gideyim
sılayı göreyim derim,
Kimler göç eylemiş, kimler nerede?
Eş dosttan haber sorayım derim,
Beni Bor’ a götüren yollar nerede?
Bağlar
harap olmuş, otağ yıkılmış,
Gençler yaşlandıkça beller bükülmüş,
Nurlu evimize zulmet dökülmüş,
Şefkatle açılan kollar nerede?
Kimsesiz
odalar hep yas içinde,
Aynalar belirsiz, toz pas içinde,
Ocaklar sönmüş, her taraf is pas içinde,
Şepe pişirdiğim küller nerede?
Duvarda
tozlanmış eski bir resim,
Anne! Sensiz kalmaz neş’ e hevesim,
Ağlamak isterim kısılır sesim,
Ninemi söyleyen diller nerede?
En mesut
gününde annem giyermiş,
Sandıkta tozlanmış, güveler yemiş,
Ebedi ayrılık ne acı şeymiş,
Duvak lime lime, tüller nerede?
Hayalden
geçiyor atalar bir bir,
Sılama gelmişim adım misafir.
Hep bize mi kıydın zalim Azrail,
Öpmek istediğim eller nerede?
Gene küçük
çocuklar çimer göllerde,
Bir eski şarkı var şimdi dillerde,
Sinandı yolunda, çakıl bahçede,
Çember çevirdiğim teller nerede?
Metkavakta
açan, elimde solan,
Rüzgarla dertleşip, saçımı yolan,
Her bahar en içli hatıram olan,
Derdiğim goncalar, güller nerede?
Gurbetten
farkı yok bana sılanın,
Hiç yüzü güler mi bahtsız olanın?
Sılada işi ne gülü solanın?
Mecnun gibi gezsem, çöller nerede?
Dertliler
göremez sağ ve solunu,
Affeyle güzel Bor naşat kulunu,
Sılada kederli Fescioğlunu,
Gurbete götüren yollar nerede?
Mehmet Emin ARISOY
Bor’ a
Hasret
Anamın
koyduğu azık aklımda,
Her sabah kalkınca Bor’ u özlerim.
Gün batar gurbette, içimde tasa,
Özden rüzgarından haber gözlerim.
Firkat
basar, beni her akşam böyle,
Sıra selvilerden geçip de şöyle,
Çakılbahçe’ den bir gonca koparıp
Sinandı bağından eseyim derim.
Seccademi
sereyim Yarımada’ ya,
Gece oradan bakarak aya,
Yunak’ ta soyunup gireyim suya,
Bentkavak’a kadar yüzeyim derim.
Çayırlı
Cami’ de bir namaz kılıp,
İftiyan yoluyla, yedi odaya,
Acıgöl’ de durup Kuddüs Baba’ ya,
Bütün sırlarımı vereyim derim.
Gurubu
seyredip Kayabaşı’ nda,
Şıra kaynatayım Kaladışı’nda,
Sızgıt dürümünde, arabaşında,
Eski lezzet var mı sorayım derim.
Azrail
gelirse şu genç yaşımda,
Bir türkü yakılsın Dombulbaşı’ nda,
Okçu suyu içip sabah beşinde,
Bor’ da canımı al, öleyim derim.
Borlu Ferit
derde düştüm hasretle,
Bir gün kavuşursun inşallah dosta,
Paşa Camii’ nde serdiğim posta,
Yüzümü, gözümü süreyim derim.
Ferit ÜNAL |